Kore yönetimi Rus-Japon Savaşı (1904-05) sırasında tarafsızlığını ilan ettiyse de çok geçmeden Japon baskısına boyun eğdi ve topraklarının askeri harekatlar için kullanılmasına izin verdi. Savaştan üstün çıkan Japonya Aralık 1905'te Kore'yi resmen Japon korumasını kabul etmeye zorladı. El altından büyük devletlerin müdahale etmesini sağlamaya çalışan Kore imparatoru, bir sonuç alamadığı gibi 1907'de oğlu lehine tahttan çekilme zorunda kaldı. Kore ordusunu dağıtan Japonlar 1910'da ülkeyi ilhak etti. Bu arada ülkenin güneyinde Japonlara karşı etkili bir direniş hareketi başlatmış olan askeri birlikler de yenilgiye uğradı.

Başında askeri bir genel valinin bulunduğu katı bir sömürge yönetimi kuran Japonlar, kendi eğitim sistemleri aracılığıyla baskıcı bir özümleme çabasına giriştiler. Yeni bir para ve maliye sistemi oluşturmanın yanı sıra ülke çapında bir ulaşım ağıyla kendi tekellerinde ticari ilişkileri geliştirdiler. Çeşitli yöntemlerle el konan geniş topraklar düşük bedellerle Japonlara satıldı.

(Japon genel valisinin rezidansı)

Sömürgeci uygulamaların yarattığı güçlü tepki, 1919'da eski imparator Kocong'un cenaze töreni için geniş kitlelerin bir araya geldiği Seul'de kendini dışa vurdu. Bir bağımsızlık bildirgesinin okunduğu 1 Mart'taki toplantının ardından yaklaşık 2 milyon kişinin katıldığı barışçıl gösteriler, çok sert bir biçimde bastırıldı. Çok sayıda ölü ve yaralının dışında binlerce kişi tutuklanarak yargılandı. Nisan ayında bağımsızlık hareketinin önderleri Şanghay'da geçici bir hükümet oluşturdu. Bu hükümet siyasal sürgünler ile içerdeki muhalefet arasında etkili bir bağ kurulmasını sağladı. Japonlar askeri yönetim sistemini bir ölçüde yumuşatmakla birlikte baskı ve sömürü politikalarını daha örtülü yöntemlerle sürdürdüler.

Bu sırada hızla gelişen Japon sanayisi Kore pazarına açılırken son derece kazançlı yatırımlara da girişti. Aynı dönemde Japonya'nın tarımsal üretim açığını kapatmak amacıyla Kore'de pirinç ekimini yaygınlaştırmaya yönelik geniş çaplı bir proje başlatıldı. Birçok köylünün zorla çalıştırıldığı bu proje aynı zamanda Kore halkının temel gıda ürününden yoksun kalması sonucunu doğurdu.

1 Mart Hareketi'nin ardından çıkmaya başlayan yayın organları milliyetçi akımın güçlenmesinde önemli rol oynadı. Bu akım içinde yer alanlar kültürel çalışmaların yanı sıra edebiyat alanında da birçok ürün verdi. Aydınların oluşturduğu Yeni Kadro adlı grup 1920'lerde bir dizi kitle gösterisine öncülük etti. Japonya'nın Çin'e savaş açtığı 1931'de yeniden getirilen sıkı önlemler, II. Dünya Savaşı'yla birlikte ulusal kimliğe son vermeye yönelik boyutlara ulaştı. Korelileri Şinto dinine tapınmaya ve hatta Japon adları almaya zorlandı. Bütün akademik dernekler, dergiler ve gazeteler kapatıldı. Yüz binlerce genç cephelerde savaşmaya, ayrıca maden, fabrika ve askeri tesislerde çalışmaya gönderildi.

Şanghay'ın Japonların eline geçmesinden sonra Chongqing'e taşınan Kore geçici hükümeti, bir kurtuluş ordusu oluşturarak 1942'de Japonya'ya savaş açtı. Küçük kurtuluş ordusunun Japonya'nın teslim olduğu Eylül 1945'e değin müttefiklerin safında çarpıştı.

(Japonya'nın teslim olmasından sonra Seul'deki Japon Genel Valiliği'nin önündeki Japon bayrağının indirilişi (9 Eylül 1945).)

Aralık 1943'te Kahire Bildirisi'nde "Kore'nin zamanı geldiğinde bağımsızlığını elde etmesi gerektiği" biçiminde belirsiz bir ifadeye yer veren MüttefiklerYalta Konferansı'nda (Şubat 1945) kesin bir sonuca bağlamamakla birlikte Kore için "dörtlü vesayet yönetimi"ni görüştüler. Bunu izleyen Potsdam Konferansı'nda (Temmuz 1945) ise Kore'yle ilgili olarak "Kahire Bildirisi hükümlerinin yerine getirileceği" açıklandı. 8 Ağustos 1945'te Japonya'ya savaş açan Sovyetler Birliği, Kore'nin kuzey kesimine de asker çıkardı. Üç gün sonra ABD'nin Kore'deki Japon kuvvetlerinin teslimi konusunda yayımladığı emirde, teslim işlemlerinin 38. paralel sınır olmak üzere Sovyet ve ABD komutanlıklarınca yürütüleceği bildirildi. Böylece sınırın kuzeyi Sovyet, güneyi ise ABD askeri işgali altına girdi.

"15 Ağustos Kore'nin bağımsızlığına kavuşmasının daha doğrusu Japon işgalinden kurtuluşunun yıl dönümü. Hem Güney hem de Kuzey Kore için Japon işgalinden kurtulma münasebetiyle bağımsızlık günü olarak kabul edilmiş. Bu yüzden bağımsızlık günü dolayısıyla 15 Ağustos resmi tatil." ( Kore Toplumu, Kültürü, Siyaseti - Selçuk Çolakoğlu & Bengü Emine Çolakoğlu)

0 yorum Blogger 0 Facebook

Yorum Gönderme

 
Cadı Kazanı © 2013. All Rights Reserved.
Top