Ekim ayından beri sürünüyor bu film yazısı buralarda. Hiç hak etmiyor halbuki bu muameleyi bu filmimiz. Belgeselini izlerken az ağlamamıştım. Daha sonra filminin yapılacağı haberinden sonra havalara uçmuştum. Resmen gün sayıyordum bu film için. Ha çıktı ha çıkacak derken 27 Ekim takvimimde işaretli, ne pahasına olursa olsun ilk gün gidip izleyecektim. Ve 27 Ekim Cuma günü tuttum sinemanın yolunu tek başıma aldım salonda yerimi keyifle izledim. Önceleri ben yazmak istememiştim. Hem filmi izleyenler artsın ki es kaza spoiler verirsem hatam bir nebze bağışlanabilir olsun diye, hem de filmin arka planındaki bazı skandalları gözlemlemek ve bunu da yazıya geçirmek istemiştim. Ama bu yazıyı erteleme olayı hayatımdaki koşuşturmadan biraz fazla uzadı gibi. Kusura bakmayınız efenim. Önce birkaç cümleyle anlatayım film hakkındaki meramımı. "Muhteşemdi. Yapımcı tarafından senarist Yiğit Güralp'e yapılan haksızlığı duydum. Senarist filmin galası dahil bütün etkinliklerinden dışlanmış. Oyuncuları bunun dışında tutuyorum ama bu film benim için sadece Yiğit Güralp'in kaleminden çıkan kusursuz bir eserdir. Çok ağlattı çok." Film artık vizyondan kalktı ama siz yine de spoiler yememek istemiyorsanız buradan gerisini okumayın isterseniz. :D





Adı: Ayla: The Daughter of War
Yönetmen: Can Ulkay
Yazar: Yiğit Güralp
Türü: Dram, Tarih, Savaş
Süre: 125 Dakika
Yıl: 2017





Öncelikle senaryoya ve senarist Yiğit Güralp'in eşsiz dimağına sanaldan bir öpücük konduruyorum. İstediğin kadar paran olsun, istediğin kadar insan tanı ama böyle bir senaristin elinde yoksa filmlerin afedersin de bir halta yaramaz. Ayla filminden sonra şimdi de 11 gün sonunda kuyuda yaşadığı dehşetten sonra kurtarılan ve adı Kuyu konulan şirin köpeğimizin gerçek hikayesini senaryolaştırıyormuş kendisi. Elleri dert görmesin, kalemine zeval gelmesin vallahi. Olayları takip edenler yukarıdaki sitemimin nedenini az çok bilecektir. Yiğit Güralp'e  yani eser sahibine karşı yapılan parasını verdik daha ne istiyorsun gibi açıklamalarda bulunan, filmin galasına dahi çağırmayan, filmin bütün sosyal medya hesaplarından engelleyen vs. gibi çirkin durumlar yaşatan bir yapımcı söz konusu. Film Oscar aday adayı iken aman filmi karalamayın, Oscar'ı alana kadar bekleyin diye milleti susturmalarından bahsetmiyorum bile. E noldu, aday bile olamadık. Bir ara Yiğit Güralp'in adının neden afişte karınca duası gibi yazıldığıyla ilgili bir tartışmaya girdim instagram hesaplarıyla. Birden kendilerinin sahte hesaplarından savunma yazıları gelmeye başladı. Ben de bir dönem sosyal medya uzmanlığı yapmış biri olarak yemem ben bu ucuz numaraları. Gerçi kendilerinin de pek utanması yoktu ya neyse.


İkinci olarak oyunculara gelelim. İsmail Hacıoğlu, gerçekten çok iyi bir seçimdi. Sınav filminde de Yiğit Güralp ile çalışmış olan bu oyuncumuz sayesinde yeniden salya sümük ağladık. Ali Atay ise filmimizin espri kaynağıydı. En çok onun sayesinde gülmüş olsak da onun için çok da ağladık filmde yalan yok. İzleyenler bilir o son sahnesinde, "Ah ulağğğnnn!" dedim içimden. Küçük kızımız Ayla'yı oynayan minnaka Kore dizilerinden aşinaydım zaten. İçime de çok sinmişti bu seçim. Süleyman amcamızın yaşlılığını canlandıran Çetin Tekindor'a çok eleştiri gelmiş, donuk oynadı diye. Yalnız adam Süleyman Dilbirliği'nin günümüzdeki halini canlandırdı ve amcamız zaten sessiz, sakin, donuk biriydi. Biriydi diyorum çünkü film vizyona girdikten kısa süre sonra kendisine veda etmek zorunda kaldık. Mekanı cennet olsun. Filmin içinde bir ara Çetin Tekindor yol kenarında sandalyede oturan Süleyman Amca'ya selam çakıyordu ve filmi izleyen kimse anlamadı onun gerçek kahraman olduğunu. Resmen üzüldüm, yazık ya. O kadar filmini izlemeye geliyorsun, bir araştırıp gelseydiniz.


Üçüncü olarak bir dönem filmi oluşundan bahsetmek istiyorum. Bizim geçmişimiz bu film bir nevi. Dönem kıyafetleri kesinlikle nefisti onu araya ekleyeyim. Ülkenin politik durumundan yaşanan savaşa kadar güzel betimlenen bir film olmuş. Türk askerine methiyeler düzebiliriz, savaş zekasına burada ne yazsak az kalacaktır. Ama diğer milletler arasında bizi sivrilten bir özelliğimiz var ki o da filmimizin ana konusu. Yetim kalmış savaş çocuklarına kucak açmamız ve onlar için Ankara Okulu adından bir yetimhane inşa etmemizi hangi milletten insana anlatsan gözleri olacaktır. Ki film festivallerinde Ayla filmi izlendikten sonra her ülkede gözyaşları içinde ayakta alkışlamış izleyici.

Son olarak filmlerde hiç ağlamayan biriyle iddiaya girdim. Bu filmde ağlatacağım onu çok eminim. ;)

0 yorum Blogger 0 Facebook

Yorum Gönder

 
Cadı Kazanı © 2013. All Rights Reserved.
Top